Korkunun Ecele Faydası Yok!

Mahir Şanlı Türk basının İYİ Parti ile imtihanı ve Galatasaray – Başakşehir maçında yapılan açıklamanın perde arkasını yazdı…

Geçtiğimiz hafta İYİ Parti’nin ilk kurultayı gerçekleşti.  İYİ Parti’nin ülke siyasetine katkıları iyi mi olacak, kötü mü olacak orasını zamanla göreceğiz ama kurultay, Türk basının içler acısı halini bir kez daha gözler önüne serdi.  Halkın bariz şekilde merak ettiği, ilgi gösterdiği, her türlü engellemeye karşın omuz verdiği bir partiyi yok saymak nasıl bir acziyetin tezahürüdür.  Bu yaklaşımı basın ilkeleriyle açıklamak mümkün değildir.  Olsa olsa basının hükümetin borazanı haline geldiğinin apaçık delilidir.

Düşünün ki bu basın hükümetin hemen her üyesinin, hemen her aktivitesini saatler boyu ekranlarına taşıyor.  Cumhurbaşkanının külliye içinde ya da farklı mekanlarda yaptığı/katıldığı tüm toplantıları anbean yayınlıyor.   Yediği yemekten, kıldığı namaza kadar her dakikasından toplumu haberdar ediyor.  İş muhalefete geldiğinde lütfen açılan ekranlar, cımbızla seçilmiş açıklamalar, kıyaslamanın mümkün dahi olmadığı kendini ifade imkanı çıkıyor karşımıza.

Bakın muhalefeti de boşverin.  Açılım süreci sona erinceye dek Apo posterlerinin, PKK bayraklarının salkım saçak asıldığı alanlardan canlı yayın yaptı bu basın.  Bugün İYİ Parti’ye kapattıkları o ekranlarda daha dün “Abdullah Öcalan’ın mektubu” na açıyorlardı.  İşin acı özeti şu ki; yasal zeminde mücadele veren, ülkedeki muhalefet boşluğunu kapatmak için çaba gösteren bir parti, Apo kadar bile basında kendine yer bulamıyor.

Basının ve muhalefetin bu denli sindirildiği bir ülkede toplumsal barışın korunması mümkün mü?  Elbette değil!  Ülkemizin bekâ sorunu olan hayati konularda (bu kafa yapısına rağmen) atılan adımları destekledik.  Ancak bu destek ne mevcut iktidara ne de onun başındaki partili cumhurbaşkanınaydı.  Desteğimiz Türk Devleti’ne, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, onun kahraman evlatlarına oldu.  Bölücü terör örgütü PKK ve ülkeyi tehdit bakımından ondan hiç de aşağı kalmayan Fettullahçı Terör Örgütü’ne karşı atılacak her adımı desteklemeye bundan sonra da devam edeceğiz.  Ama bu, mevcut iktidarın sinsi emellerini görmediğimiz, toplumsal barışın ve Türk Devleti’nin temeline yerleştirdiği dinamitlerden habersiz olduğumuz manâsına gelmiyor.

Halâ daha “camileri ahır yaptılar” tekerlemesini tekrar eden, Atatürk’ün manevi varlığına üstü örtülü –kimi zaman aleni- saldırılar yapan, kadını sosyal yaşamdan soyutlamaya çalışan bu kafayla hiçbir yere varmak mümkün değildir.  İktidarı kendi saflarına çektiğini sanan “Milliyetçiler” “Ulusalcılar” yarının kandırılmışları olmaktan öteye geçemeyeceklerdir.  Kullanıldıktan sonra bir kenara atılmaya, hatta kazancından şüphe edildiklerinde terk edilmeye mahkumdurlar.

Çıkarları için AKP’nin, muhalif partilerin seslerini bastırıyor olmasını memnuniyetle izleyen, bunda bir beis görmeyen kesimler, ülkenin yakın gelecekte sürüklenebileceği derin karanlıkların da baş sorumluları olacaklardır.  Daha düne kadar kendilerine televizyonlarda yer verilmemesinden şikayet edenler de yine aynı kesimlerdi.  Bugün siyasi bekâları için aynı tavra maruz kalanlara ses çıkarmamaları, siyasi ahlaklarının da net aynasıdır.

Bugüne değin çizdikleri portreyi beğeniriz ya da beğenmeyiz ancak yeni kurulmuş bir partinin kendisini anlatma imkanı bulamaması,  işin, kurultaya katılacakların ulaşımını engellemeye kadar vardırılması, ülke için utanç verici bir durumdur.  Bu baskı ve engelleme çabaları, iktidar kanadında ciddi bir korkunun hâkim olduğunun açık ispatıdır.   Ancak korkunun ecele faydası yok!

Dilinizden düşürmediğiniz “Milli irade” sizin dışınızda bir partiye yönelim gösteriyorsa ne yaparsanız yapın önüne geçemezsiniz.  Kendinizden olmayan herkesi birilerinin maşası, terör örgütlerinin kuklası göstermeniz de keza milli iradeden ne denli çekindiğinizin delilidir.  “Benden sonrası kıyamet” anlayışıyla devam etmek ülkeyi uçuruma sürüklemekten başka bir şey de değildir.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük hatalarına imza atan bir hareket olarak hiç olmazsa sicilinize bunu eklemeyin!

***

Dün oynanan Galatasaray – Başakşehir maçına da değinmeden edemeyeceğim.  Maçtan bir gün önce yaptığı açıklamalarla adeta maçı etkilemeye, ligi maniple etmeye çalışan Erdoğan sahada hak ettiği cevabı aldı.  Ancak bunu inada dönüştürür, ligi etkilemeye çalışırsa, proje takımını şampiyon yapmak için masa başı oyunlarına başvurursa bunun hiç ama hiç tahmin edemeyeceği sonuçları olur.  Sindirdiğini sandığı toplumsal muhalefet ona hiç beklemediği yerde öyle bir tokat atar ki sonunu kendisi bile tahmin edemez. Naçizane tavsiyem “Futbol asla yalnızca futbol değildir” sözünü idrak etmesidir.

Maç sonrası Akşener, attığı zeka dolu tvitle gündeme oturmayı başardı. 


Beklediğimiz muhalefet bu!  Yalnızca bağırarak çağırarak değil, doğru zamanda doğru itirazlarda bulunarak yapılır muhalefet.  Tvit sonrası aktrollerin toplu olarak en aşağılık sözlerle Meral Hanım’a hücum etmeleri ise mevcut iktidarın ve kitlesinin kafa yapısını, seviyesini bir kez daha gözler önüne serdi…

***

Başta söylediğim gibi İYİ Parti’nin ülkeye iyi gelip gelmeyeceğini zaman gösterecek.  Ancak toplumda bir umut ışığı yaktığı aşikâr.  Söylemlerinde geçmişten çok gelecek ile alakalı vurguları ön plana çıkardıkları sürece bu ışığın daha da parlayacağı  fikrindeyim…

Umalım gelecek Türkiye için iyi şeyler getirsin…

Mahir Şanlı’nın tüm yazılarını okumak için tıklayınız


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.